Böyle bir eli avucumun içine alsaydım, ilk yapacağım şey, eksik olan şeye gülümsemek olurdu. Burada kader çizgisi neredeyse okunmuyor ve kimileri telaşa kapılırdı: Demek hiç yolum yok mu? Oysa bu avucun taşıdığı en güzel haber tam da budur — sana hazır bir yol miras kalmadı, ne babanın işi, ne önceden yazılmış bir rol. Çizgi silik, çünkü sen onu hâlâ kendi elinle, gün gün çiziyorsun.
Ve bak, el gücünü nereye koymuş: işaret parmağının altına, dolgun ve sıcak Jüpiter Tepesi'ne. Hırs orada yaşar, yönetme, biçim verme, kendi kurduğun şeyle görülme özlemi orada oturur. Kader çizgisi sustuğu yerde bu tepe yüksek sesle konuşur — yönün dışarıdan gelmediğini, kendi göğsünden yükseldiğini söyler.
Yanındaki kararlı başparmak ise sessiz müttefiktir. Direksiyondaki eldir o, bir hayali eyleme dönüştüren irade. Hayalperest çoktur; böyle bir el yalnızca zirveyi düşlemekle kalmaz, ilk taşı, ardından ikincisini koyar.
İşte böyle, kendi kendini var eden bir insanın resmi belirir: kaderin değil, kendinin taşıdığı biri. Hazır bir yola sahip olmamanın özgürlüğü, aynı zamanda onu yürümenin sorumluluğudur — ve bu el, buna hazır görünüyor.