Önce kenarın en üstündeki küçük kuşa bak. Eski fal sanatında kuş nadiren durağandır — o bir habercidir. Kenara bu kadar yakın oturmasının sebebi, getirdiği şeyin artık uzakta olmaması; eşikte durmuş, hayatına kanat çırpıp girmeye hazır. Bir haberin, bir sözün, belki bir telefonun biçimini taşıyor.
Şimdi gözünü kulpa kaydır; fincanın senin tarafının başladığı yere. Tam orada bir kalp belirmiş. Resimde kulp her zaman 'ben'in yeridir — ona yakın olan sana da yakındır. Kalbin uzaktaki dipte değil de tam burada durması usulca şunu söyler: bu duygu meselesi gerçekten sana ait; ne ödünç ne de hayal.
Kuş ile kalp bu kadar yakın durduğu için onları ayrı değil, birlikte okuruz. Yaklaşan haber ile sessizce sorulan bağ, tek ve aynı hikâyedir. Görünen o ki kulptaki kalbe değerli olan bir ilişki hakkında yakında bir işaret gelecek — bir açıklık, bir yakınlaşma, açık bir söz.
Yine de iyi dinle: kuş hâlâ duruyor, henüz uçmadı. Bu görüntü açılan bir olasılığı gösterir, yazılmış bir kaderi değil. Seni, haber kapıyı çaldığında hazır ve yüreği yumuşak olmaya çağırır — korkuyla beklemeye değil, kendisi için neyin gerçekten değerli olduğunu bilen birinin dinginliğiyle karşılamaya.